18 Mayıs 2003, Pazar

HACI BEKTAŞI VELİ- AVANOS- DERVENT- PAŞABAĞ (KEŞİŞLER VADİSİ)- ÇAVUŞİN- UÇHİSAR


Ana Sayfa

Kapadokya

Ihlara Vadisi

Kaymaklı Yeraltı Şehri

Güvercinlik Vadisi

 

 

Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi

Avanos

Dervent Vadisi

Paşabağ (Keşişler Vadisi)

Çavuşin

Uçhisar

 

 

Göreme Açıkhava Müzesi

Ağzıkarahan Kervansarayı

Tuz Gölü

 



İlk durağımız, bu hafta Hacı Bektaş-ı Veli’ nin yıldönümü olmasından dolayı kalabalık olacağı duyumunu aldığımız, aynı zamanda Nevşehir' e 45 km. uzaklıkta olan ilçeye adını veren Hacı Bektaş-ı Veli türbesi.  Hacı Bektaş-ı Veli, yaklaşık 1248 yılında dünyaya gelmiş ve ilk eğitimini dönemin ünlü düşünürü Ahmet Yesevi' den almış. Hacı Bektaş'ın Anadolu’da bulunduğu dönem Selçuklularının siyasi ve iktisadi düzenlerinin bozulduğu, yönetimde bölünmelerin ortaya çıktığı bir devreye raslamıştır. Böylesi bir dönemde hoşgörü onun felsefesinin temelini oluşturmuş; insanları müslümanlığa çağırmış, Türk dilinin ve kültürünün yabancı etkilerden arınması için, saf Türkçe kullanılması için çalışmış.

Tarikat, Şiiliğin bir kolu olarak ölümünden sonra ortaya çıkmış, Alevilikten farklı bir şekilde. Bektaşilik Anadolu içinde bir inanış biçimi,oysa ki Alevilik daha bir küresel.

“Eski kulağı kesikler” deyimi: Tarikata giren her erkeğin sol kulağına küpe takılıyor. Bu erkeklerin evlenmesi ve günah işlemesi yasak. Bu yasağı delenler için ceza küpenin kulaktan çekilerek çıkartılması. Bu deyim de buradan geliyor.

Ve 09:30 da varıyoruz türbeye.

Hacı Bektaş-ı Veli Müzesi, Hacı Bektaş-ı Veli'nin ve Balım Sultan' ın Türbeleri, cami, çamaşırhane, hamam, aş evi, konuk evi ve çeşmelerin yer aldığı üç avludan oluşmakta:

 1.Avlu ( Nadar Avlusu): Hemen sağda 1902 yılında inşa edilmiş ' Üçler Çeşmesi' yer alır. Bu çeşme üzerinde Davut’un Yıldızına benzer bir yıldız kazınmış.

                                           

İyilik ve saflığın,       

ortadaki gül de hoşgörünün simgesi.

Yıldızın altı ucu da altı peygamberi simgeliyormuş.

 

                  

kötülüğün ,      

2.Avlu ( Dergah Avlusu): Buraya ' Üçler Kapısı' olarak adlandırılan, bir kapıdan girilir. İçeri girer girmez sağ tarafta  1554 tarihinde yaptırılan 1875 yılında Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın kızı tarafından Mısır' dan gönderilen arslan heykelinin yerleştirilmesinden sonra ' Aslanlı Çeşme' adını alan çeşme bulunmaktadır. Bu çeşmeden akan su ortadaki havuza dolmaktadır. Bu avluda Osmanlı Sultanı II. Mahmut zamanında yaptırılan bir cami, dergaha gelen misafir ve yolcuların karşılandığı Konuk Evi ve Aş Evi yer alır. Kullanılan mutfak aletleri de halen sergilenmekte. Meydan Evi' nin bitişiğindeki Kiler Evi' nin alt katında dergahın kıymetli eşyaları ve yiyecekleri depo edilmiştir. Dergah evi, cem ayinleri, tarikata girişin gerçekleştirildiği mekan.

3. Avlu( Hazret Avlusu): Altılar kapısı ile girilir. Girişte hasbahçe, sağ tarafta derviş ve baba mezarları bulunur. Karşı tarafta Selçuklu mimarisi özelliklerini arzeden ve Orhan Gazi zamanında yaptırılan Hacı Bektaş Veli Türbesi yer almaktadır. Sağda 1519 yılında yaptırılan Hacı Bektaş' tan sonra gelen Balım Sultan Türbesi yer alır. Balım Sultan, tarikatı kuran ve Bektaşiliğin yayılmasında  rol oynayan kişi.

Avanos...bu türbeyi gezdikten sonra uğradığımız yer,antik adıyla Venessa. “Kör de bilir Avanos yolunu çanak-çömlek kırığından bellidir” deyişi tesadüf değil. Hititler döneminden süregelen çanak çömlek imalat geleneği , Kızılırmak’tan elde edilen  elverişli toprak sayesinde anladığım kadarıyla bölgenin ekonomisine katkı sağlayan boyutta. Bizi satış da yapılan bir çömlek atölyesine götürdüler. Nasıl çömlek yapıldığını izlerken ikram edilen elma çayı, şarap ve çayları içtik. Elma çayını çok beğendim.

Çömlek türlerinden de Hititler tarzında olanları beğendim ancak pahalı geldi. Bahadır da sergilenen çömlekleri gezerken , bir yandan da  ne kadar sıkıldığını belirtmek için, “Londra’da British Museum’a gitmişken bir kaçını yürütseydik bari” dedi.

Dönüş yolunda Çavuşin’e doğru ilerlerken halen devam eden peri bacası oluşumlarını gördük.  Bölgenin en eski yerleşim birimlerindenmiş. Buna rağmen bu arada Çavuşin kilisesini es geçtik. Avanos, Çavuşin ve Göreme birbirine çok yakın, Çavuşin Göreme’den hemen önce. Peribacaları tam anlamı ile kasabanın içinde. İnsanlar hala içlerinde oturuyor. Peribacalarını Esenhisar Vadisinden seyrettik, 10 dakika resim çekme molası verdik.

Uçhisar’a doğru gidiyoruz ama sadece öğlen yemeği yiyip oradan Dervent Vadisi’ ne geçeceğiz.

Yemek çok başarısızdı.

Paşabağ (Keşişler Vadisi) bir sonraki durağımız. Burası her tür peribacasının bulunduğu bir yer ama özellikle 3 başlı peribacaları ile ünlü. Bölgenin adı güya orada bağları olan paşalardan geliyormuş. Ve yine peribacalarının arasındaki bağlardan söz etmeme gerek var mı bilemiyorum.

Buradan sonra istikamet Dervent Vadisi. Rehberimizin deyişi ile Peribacası ormanı denebilecek bir yer. Bir de peribacalarının değişik şekillere benzetildiği bir yermiş. Peribacasının biri deve şeklinde, diğeri meryemana şeklinde gibi.. Bize çok etkileyici gelmedi.

Dervent gezimiz bitince, gün içinde uğramış olduğumuz çömlek atölyesinin hemen karşısındaki halı atölyesine gidiyoruz. Nasıl halı yapılır sorusunu görerek öğrendikten sonra, ipek ipliğinin nasıl elde edildiğini görüyoruz ve sonra da ikramları almak üzere bir odada toplanıyoruz. Bir yandan da halı çeşitleri ile ilgili bilgilendiriliyoruz. Tabii sonrasında da sergi gezme var, bizi hiç çekmiyor doğrusu. Doğal olarak dışarıda beklemeyi tercih ediyoruz.

Eski Çavuşin kasabasına gidiyoruz. Yokuş tırmanıyoruz. Saat 16:00, ama güneş çok etkili. Yine kiliseler var. Bölgede 1925lere kadar Rumlar oturmakta iken, nüfus mübadelesi sonucu Türkler yerleşmiş. Ancak,kaya kopmaları sonucu kayalar evlerin üzerine düşünce devlet yerleşim yerini değiştirmiş.

Ve sıra Uçhisar’ da. Saat 17:00. Çok sıcak olur diye ve kalabalığı atlatmak için akşam saatlerine bıraktık burayı gezmeyi. Oldukça yüksek; gerçek hali yıpranmış olduğundan sonradan yapılmış kah metal kah doğal basamaklardan zirveye çıkıyoruz. Burası Ortahisar ile birlikte önce Roma sonra Bizans döneminde gözetleme kulesi olmuş. Etrafında tüneller varmış ama sonra çökmüş. Bölgenin en yüksek tepesi olması sebebi ile 360 derecelik güzel bir manzara sunuyor. Zirvesinde mezarlar var, tabii oyukların içinde dolaşılıyor, başka basılacak yer yok çünkü. Bu tahribatın sebebi de doğal çökmeler ve tabii tabiat koşullarına maruz kalması. Aynı durum kaya evler, kiliseler, peribacaları gibi diğer yapılar için de geçerli.

Bu hisardan sonra bölgede çıkartılan yarı değerli Oniks taşının işlenişini görmek üzere Kapadokya El Sanatları Merkezi’ne doğru hareket ediyoruz. Oniks Bir kalsedon türüdür. Bilinen 'oniks mermeri'nden farklı bir taştır. Açık renkli olanları (yeşil, sarı,...) yarı saydam; ışık geçirme özelliği var. Ama siyah onikslerde bu özellik yok. Şekil veren makinalarda bu taşın nasıl kesildiğini, şekillendirildiğini, zımparalandığını ve cilalandığını seyrettik. Burada sunulan ikramlardan sonra da tabii ki satış bölümü sergisini gezdik. Gümüş, altın, inci, fiziksel etkileri olsun olmasın her nevi yarı değerli ve değerli taş ile yapılmış takılar ve dekoratif ev süsleri satılmak üzere sergilenmiş. Ben ametist ve pembe kuartz iki kolye aldım. Ebru da kendine, Tülin teyzeye ve Hatice teyzeye birer pembe kuartz kolye aldı. Sonra otele döndük.