| 16/02/2003, Pazar 8. gün |
|||||||
|
Anasayfa
Madam Tussaud's Museum British Museum-I Portobello Rd. Market Sherlock Holmes |
Bugün de planımız British Museumda göremediğimiz bölümleri ve Imperial War Museumu gezmek. Otelden çıkışımız neredeyse 10:00u buldu ama her yer bomboş, trafik çok rahattı. İstanbuldaki Pazar sabahları gibi. British Museum'da Halicarnassos Bölümü yine kapalıydı. Dün görmüş olduğumuz mozaikler ve Antik Yunan dönemine ait diğer kalıntılar ile yetiniyoruz. Halikarnası da uzaktan biraz görebiliyoruz.
Bir de son anda, gelmişken gezelim, dediğimiz İslam eserleri kısmı var. Kılıçlar, kınlar, porselenler, bol miktarda İznik çinisi, bronz işçiliği, minyatür resimler sergileniyordu. Bol mücevherli, kadife kınlı kılıçlar ve üzerindeki ince işçilik eseri desenler de hemen bir oryantal his uyandırıyordu zaten.
Bu müze de bağışlarla ayakta kalan bir müze. İçeri girer girmez savaş uçakları dört koldan karşısına çıkıyor ziyaretçilerin, tabii ki tavandan. Aşağıda ise çeşitli tanklar, boy boy denizaltı ve adını bile bilmediğim kara ve suda kullanılan savaş araçları ve silahlar çevrelemiş etrafı. Müzenin üzerinde durduğu esas konular I. ve II. Dünya Savaşları. Sergideki araçların özelliği de I. Ve II. Dünya Savaşlarında kullanılmış olmaları. Farklı farklı bölümlerde de yine I. Ve II. Dünya Savaşları, Vietnam Savaşı, İran-Irak Savaşı, Ortadoğu, İspanya, vs. dünya çapındaki tüm savaşları bulunmuş, ele geçirilmiş mektuplar, gazeteler, raporlar, gizli dokümalar ile anlatmışlar. Askerlerin kıyafet ve özel eşyaları ve bu bahsettiğim belgeler sergilenirken diğer yandan da pek çok monitörden de dönemle ilgili bantlar yayınlanıyor. Arka planda da bir ses sürekli olayları anlatıyor. Bu kısımları gezerken bu yaşlı dünyanın hiç savaşsız günü olmadığını düşündüm. Müzeyi gezmekte olduğumuz sıralarda bile Amerikanın Iraka saldırması olayı gündemdeydi, tarih belirlenmeye çalışılıyordu... Bu müzenin beni en çok etkileyen bölümü Almanya menşeili Yahudi katliamının anlatıldığı bölümdü. Yine hem katliamlardan arda kalan sahipsiz kalmış, toprak altından çıkartılmış kişisel eşyalar sergileniyor, hem bu acıları yaşayan tanıkların anlattıkları banttan, görüntü ve ses olarak veriliyor. Tanıkların yüzleri müzedeki gördüklerimizin dehşetini tam anlamı ile yansıtıyor. Anlatanlar sanki o anları yeniden ve yeniden yaşıyorlar. Tüyler ürperticiydi. Çok güzel organize edilmiş bir bölümdü. Mutlu dönemlerin fotoğrafları ile başlıyordu gezi. Güzel günlerde neler yapıldığını anlatan bir ses eşliğinde. Huzurlu aile ve dost, toplantı fotoğrafları. Başarı anıları fotoğrafları. Gülen yüzlerle dolu fotoğraflar...Sonra fotoğrafların rengi değişmeye başlıyor...Siyah beyaz fotoğrafların renkleri değişmeye başlıyor... Hitlerin iş başına geçmesi ve felaketler zinciri. Saf ırkı yaratma çabaları. Aletler, iğneler, kafatası ölçümleri, göz renklerinin ırklara göre protipleri, tıbbi denemeler testler ....ve tabii Yahudi denekler.... hala fotoğraflar konuşuyor ...yüzlerce insan resmi, kim saf kan, kim değili belgeliyor.... Kamplar...açlık, pislik, hastalık...esaret...Ölüm ve yaşam arasındaki o belirsiz çizgi. Banyo yapmaya gittiğini sanan onlarca insanın duşlardan su yerine gaz bırakılarak ölümle yüzyüze gelişleri ve hayattan zorla ve kasten kopartılışları. Meşhur ölüm kamplarından biri...resimlerle ve kocaman bir maketle gösteriliyor, yüzlerce binlerce insanın ölüme adım adım gidişleri.... İnsanların trenlere doldurularak kamplara yalanlarla götürülmeleri... gaz odaları, fırınlar,...ve nihayet toplu mezarlar...mezarlarda bulunmuş bu insanlara ait gözlükler, tarak, toka, kolye, fırça, gündelik eşyalar... yüzlerce ayakkabı...yüzlerce yanmış ayakkabı... dev bir akvaryumun içinde sergileniyorlar. Sıra, bu işlerde adı geçen Almanlara geliyor. Büyük büyük resimlerle afişe edilmişler, öz geçmişleri yazılmış... ve onların sonu da idam oluyor. Bir kısmı intihar etmiş. Bunların gerçek olmadığına inanmak istiyordum..... Aklı olan insanın aklı almıyor böyle bir vahşeti. Keyif bırakmadı tabii bu bölümdeki gezi... Gezemediğimiz bölümler oldu haliyle. Ajanlık, gizli savaşlar bölümüne hiç bakamadık ki Bahadır aslında bayağı ilgilenmişti bu konu ile. Gelin görün ki bende hal kalmamıştı. İnsanlığa karşı suçlar bölümünde ise bir video gösterimi vardı . Biz ortasında girdik odaya. İzleyiciler oturmuş seyredip dinliyorlardı. Odaya bir masa içine yerleştirilmiş 6 monitörde İnsanlık Suçu ile ilgili yüklenmiş belli konulardan birini seçiliyor ve konu hakkında tabii ki yanlı açıklamaları soru yöntemi ile şekillendirilmiş farklı başlıklar altında bulabiliyordunuz. Bu arada saat 17:00 olmuştu ve biz yorgunluk bir yana öğlen yemeği yememiştik. Oxford Circusa gidip bir şeyler yedik. Bu, akşam yemeği gibi oldu. Dönüşte evimizin mutfağı gibi girip çıktığımız Sanisburyye uğrayıp muz ve kara üzüm aldık, akşam acıkırız diye. Bu arada Burger Kingden çıktıktan sonra hemen yandaki HMVye de bakmayı düşünüyorduk ama biz oraya doğru yönelmiş iken onlar mağazayı kapatıyorlardı (saat 18:00 olmuştu). Aslında bu durumdan çok da şikayetçi değildik, zira çok yorgunduk. |