| Daha sonra öğlen yemeği molası vermek
üzere turların uğrak yeri olan bir restoranda 4 milyon TL kişi başı ücret
ödeyerek açık büfe doyduk. Hemen ardından, turistlerin akın ettiği St. Nikolas
Kilisesini görmeye gittik. (Bazı tarihi ören yerlerinin korunmuş, korumalı,
bazılarının ise kaderine terkedilmiş olması insanı hakikaten üzüyor).
Demre'nin yurtdışında özellikle
bilinmesinin sebebi aslında Aziz Nikolas'tan (bizde daha sempatik haliyle
bilinen Noel Baba'dan) ötürüdür. Aziz Nikolas'ın Demre'de yaşamış ve ölmüş
olması (M.S. 4.yy), adına yapılan kilisede bir lahite gömülmüş olması burayı
bir turizm merkezi yapmış. Şu an kilisenin içinde bir apsis içerisine
yerleştirilmiş mermer lahitin O'nun mezarı olduğuna inanılıyor. Ancak lahdi
çok daha sonra kırılarak kemikleri İtalya'ya kaçırılmış, bazı kalanları ise
Antalya Müzesi'nde sergilenmekte imiş.

Bugün artık çocukların koruyucusu
aziz olarak kabul görmüş Noel Baba için her yıl ölüm yıldönümü olan 6
Aralık'ta anma ve barışa çağrı organizasyonları düzenleniyormuş.
Demre'yi de bu geceyi geçirmek için
çekici bulmadığımızdan Kaş'a doğru yönelmeye niyet ederek yola çıktık.
Finike'den itibaren batıya doğru ilerlerken gördüğümüz en yaygın şey seracılık.
Azalan narenciye bahçelerinin aralarına girmiş naylon bahçeler sıra sıra
uzanıyor.
Kaş sapağına 10 dakika mesafemiz
kalmıştı ki ani bir karar değişikliği ile Kekova'ya gitmeye karar verdik.
Sapaktan girdikten sonra sizi karşılayan belde Üçağız Köyü. Ne yapacağınızı,
nereye gideceğinizi bilemediğinizden hemen yardıma koşuyorlar: "otopark şu
tarafta". Otoparka girdiğinizde ilk kez buraya geldiğiniz o kadar belli oluyor
ki hemen yerli bir vatandaş gelip "pansiyon lazım mı ?" diye soruyor. Önceki
Adrasan tecrübemizden ötürü fazla dolaşmayıp ilk baktığımız yer fiyat ve
kullanım açısından beklentilerimizi karşılıyor ise tutmaya karar veriyoruz.
Burada da öyle oldu. Hemen otoparkın arkasına düşen, denize sıfır (denize
buradan girilmiyor) bir pansiyonda kaldık: Gönül Pansiyon.
Burası bir balıkçı kasabası.Denize
kıyısı olacak, hemen arkasından dağ bayır yükselecek de tarım mı yapacak!
Aslında arkasını yasladığı dağların müsait yerlerinde sera da var.
Doğal bir liman olmuş Üçağız; önünde
gelişigüzel dizilmiş adalar, sevimli küçüçük bir koy. Henüz ana yoldan yokuş
aşağı inerken manzarasından belli ne kadar güzel olduğu! İlk gün buraya
varmamız zaten ikindi vaktini geçtiği için ertesi gün de Simena (Kaleköy) ve
Kekova ziyaretlerimizin ardından bir gece daha kalmayı planlıyoruz.

Turizm bu köye de renk getirmiş, küçük
de olsa yeni iş kapıları açmış. Kadınlar boncuk dizerek kolye, künye, halhal
gibi aksesuarlar, deniz minareleri ile işlenmiş bandana, eşarp, bluz gibi
giyecekler yapıp satıyorlar. Pansiyonculuk, tekne turları, restoran işletmeleri
önde olmak üzere ilave gelir olmuş.
Üçağız köyünün merkezi o kadar küçük,
restoran seçenekleri o kadar sayılı ki on dakika içinde hepsini görüp nerede
yiyeceğinize karar verebilirsiniz.
Samimiyetten, küçük ortamların verdiği
zevkten büyük mutluluk duyanların kesinlikle görmesi gereken bir yer. Ama 1-2
geceden fazla kalınırsa sıkılabilirsiniz çünkü burası gece hayatı alternatifleri
, denize girme imkanları olmayan bir köy. Burayı esas aktif kılan da hemen
yanıbaşındaki Kekova Batıkkenti ve hemen arkasında komşusu olan Kaleköy, daha
bilinen adı ile Simena. Yakın mesafede bulunan Kaş ve Kalkan gibi diğer
beldelerden günübirlik tekne turları için yoğun bir turist akışı oluyor.
Bir balıkçı köyünde akşam yemeğinde ne
yenir? Tabii ki balık. Ama biz nedense balık değil de mezeler ile karın
doyurduk. Balık iştahımızı ertesi akşama saklayalım.
Bugünün yorgunluğu çok oldu. Ertesi
gün de tekne turuna çıkacağımızı düşünerek dinlenmeye erken çekiliyoruz.
|