08-09-10 Ağustos 2004,

Pazar-Pazartesi-Salı

Kaş (Phellos, Antiphellos)- Kalkan-Patara



Ana Sayfa

Antik Likya Birliği

Çıralı

Phaselis, Chimera (Yanartaş), Olympos, Adrasan

Demre, Üçağız Köyü

Kekova, Simena (Kaleköy)

Kaş

Kaş (Phellos, Antiphellos)- Kalkan-Patara

Letoon- Xanthos- Ölüdeniz

 

Kaş'ın adı eskiden Phellos'muş. Phellos taşlık ülke anlamında bir kelimeymiş. İsminden anlayabileceğiniz üzere bu isimde antik kenti de var. Antik gezintimizi her zaman olduğu gibi son günümüze bıraktık.

 

Bugün Kaş'tan ayrılıyoruz. Kahvaltının ardından gece gözü ile beğendiğimiz ama ışık yetmeyeceği için fotoğrafını çekemediğimiz Kaş'ın bazı noktalarının fotoğrafını çekiyoruz. Hep dile getirilen Uzun Çarşı içindeki "Kral Lahdi" hakikaten dikkat çekici ve gel beni resmet dercesine poz veriyor adeta. Biraz da maskot olmuş tabii.

Buradan ayrılıp Kaş'ın denize uzantısı Çukurbağ Yarımadası'ndaki Antiphellos antik tiyatrosu'nu görüp Meis'i bir de buradan seyredip, Kaş'ın 10 km kuzeyindeki Phellos'a gitmek üzere yola devam ediyoruz. Ama git git bitmez yollarda yol iz yayalığa varınca vazgeçtik.

Ver elini Kalkan...Kaş'tan yarım saat mesafede olan Kalkan'a yaklaştığımızı Mavi Mağara tabelasını görür görmez ulaştığımızı turkuaz sahilli küçücük, kendi halindeki Kaputaş Plajı'na varınca anladık. Buradan geçen hemen her araç gibi durarak yukarıdan plaja 5 dakika göz atık. Sonra Kalkan'a vardık. Yola çıkmadan önce yapmış olduğumuz otel ve fiyat araştırmalarına dayanarak otel armaya başladık. Listemizdeki ilk, Marina'daki Pirat Hotel'di. Kalkan'ın merkezine inen yollar sizi düşünceye sevketmesin. Marina'ya iniyorsunuz, işte Hotel Pirat tam burada.

3 yıldızlı, manzaralı (manzarasız odalar da var tabii), yeri çok güzel bir hotel. Görevliler de çok yardımsever, çok iyi. Yemekleri özellikle çok güzel, belirtmeden edemeyeceğim. Rahatlıkla yarım pansiyon kalınabilir.

Ana yoldan Kalkan'a inişiniz Kaş'a inişinize benzer. Evler, yokuşlar hemen hemen aynı. Kalkan'ı da Kaş'ı sevdiğim gibi sevdim. İkisinde de öyle bir tılsım var ki insanın cebine atıp İstanbul'a kaçırası geliyor! Burada da eski taş Rum evleri var. Lakin bunlar bakımlı kalmış, öyle terkedilmiş değil. Hala farklı amaçlar için kullanılıyorlar; kimisi pansiyon olmuş, kimisi işletme. Evler bembeyaz, 2-3 katlı, taraçalı olanları olduğu gibi iç sokaklarda cumbalıları da var. Birbirine öyle yakınlar ki neredeyse içi içe girmişler. Ahşap panjurları ve begomviller vazgeçilmez aksesuarları olmuş. Tabii bu özellikle merkezdeki evlerin görüntüsü. Anayola yaklaştıkça ve anayolun üzerindeki tepelerde yeni binaların önü alınamamış. Başka türlüsünü beklemiyorduk zaten.

Merkezde neler var peki? Her turistik beldede olduğu gibi her şey marina etrafına dizilmiş olduğundan, yerleşim özelliğinden de biraz sıkışık gibi. Ama belki buraları bu kadar sempatik ve sıcak kılan da bu. Aynı ortam içinde hem birbirine çok benzer hem de birbirinden çok farklı pek çok restoran ve hediyelik mağazası seçeneğinin içinde sarmal bir şekilde dolaşıyorsunuz.

Kalkan'da ilk günümüzde otele yerleşip ilk iş hazırlanıp Patara'ya yöneldik. Kalkan'dan Fethiye istikametine 15 dakikalık  araç yolculuğu ile Patara sapağına geliniyor. Buradan da 5-6 km. içeriye doğru ilerliyorsunuz, sağlı- sollu pansiyonlar arasından. Patara'nın meşhur kumsalından ve hırçın denizinden faydalanmak için tek yolunuz Patara antik kentinden geçiyor. Bunun için de Türk vatandaşı iseniz 1.000.000 TL, yabancı uyruklu iseniz 2.000.000TL ödüyor ve giriyorsunuz. Antik kent için(!) bu bedel ödeniyor ama hangi kalıntının ne olduğunu anlatan bir tabela yok. Öyle bakıyorsunuz; genel olarak bir Zafer Kapısı (sizi karşılıyor), su kemeri, antik tiyatro ve lahitler görüyorsunuz. Mutlaka bir yerlerde tapınak da vardır. Antik kalıntıları geçince  (otomobil yolu kent içinden devam ediyor) küçük bir ağaçlık alana geliyorsunuz. Arabanızı buraya bırakıp 2 dak. yürüyerek plaja geçiyorsunuz. Buraya otellerden ya da merkezi yerlerden kalkan dolmuşlarla da geliniyor tabii ki.

Şile'nin çölü andıran kumsalına benzer bir yaz. Kıyıları ve yüzmeye giren insanları döven masmavi denizin dalgaları... Gittiğimizde Marinem Resort Patara Hotel burada bir işletme açmış ve işleri tek tabanca ele almış. 1 şezlong 3.5 milyon TL, şemsiye 2.5 milyon TL, çeyrek ekmek ve tost  4 milyon'dan başlıyor, 1 gözleme 5 milyon. Patara'ya gidenlerin tedbirli olanları şemsiyesini, yer yaygısını, yiyecek -içeceğini taşınabilir buzdolaplarının içinde kendileri getiriyor. Hak verdik kendilerine. Çoluk -çocuk 1 hafta tatil yapan kalabalık aileler de var.

Kalkan'da geçirdiğimiz 2 günü Patara'da değerlendirdik. Patara'nın denizinin dibi de kum. Denizin özelliği de dalga havuzlarındakini aratmayan sıklık ve büyüklükteki dalgalar. Tam anlamı ile deniz doğal bir dalga havuzu. Dalgalara sırtınızı dönüp savaştığınızdan hep güneşe arkanızı döndüğünüzden iyi yakıyor. Çoğu beyaz tenli turistin yaptığı gibi  T-shirt ile girmenizi öneririm. Patara'ın da carette caretta merkezi ve koruması olduğundan bahsetmeye gerek var mı bilmiyorum. Kalkan'daki 3. günümüzü otelin havuzunda geçirmeye karar verdik.

Kalkan'ın içinde de çok küçük bir yer var ama taşlı. Belediye burada şelong ve şemsiye kiralıyormuş. Bir de yakındaki Kaputaş Plajı var ki pırıl pırıl ve tenha kumsalı ile Kalkan'a Kaputaş'dan daha yakın bir mesafede. Ancak kalabalık olmayışının bizce başlıca sebebi yiyecek, şezlong, şemsiye tedarik edebilecek bir tesis olmyışı. Gidenler ya teçhizatsız  gitmeyi ve kavrulmayı göze alıyor ya da beraberinde götürüyor. Bunların dışında Kalkan-Kaputaş yolu üzerinde bir sapak daha var. Hemen marinanın karşısında kalıyor. Orada da oteller var; şemsiyeler görünüyor, ancak platformdan denize giriliyor.

Kalkan'daki 3. günümüzü otelin havuzunda geçirmeye karar verdik.